alıntılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alıntılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2016 Pazartesi

Fransız Teğmenin Kadını..


"Seni ne zaman görsem sesim kesiliyor, dilim tutuluyor, ince bir alev tüm gövdemi dolaşıyor, içimden fışkıran bir kükreme ve karanlık kulaklarımı gözlerimi dağlıyor."
Catullus'ın Sappho çevirisi, Avrupa tıbbında aşk denen hastalığın en iyi tanımı budur hala. 


Fransız Teğmenin Kadını - John Fowles 
Ayrıntı Yayınları 2008

Fransız Teğmenin Kadını


"Bayan Woodruff!"
"Size yalvarıyorum. Henüz delirmedim. Ama biri yardım etmezse delirebilirim." 
"Kendinize hakim olun. Eğer biri bizi görürse..."
"Siz benim son umudumsunuz. Siz acımasız değilsiniz, acımasız olmadığınız biliyorum." 

Charles ona baktı, sonra çaresizce etrafına göz attı, sonra yanına gidip onu ayağa kaldırdı ve kaskatı bir elle dirseğinden tutarak sarmaşıkların altına götürdü. Sarah, yüzü avuçlarının içinde karşısında duruyordu; Charles ona dokunmamak için kendini zor tutuyordu. İnsan yüreği insan beynini gaddarca bir süratle hükmü altına alır.

22 Kasım 2015 Pazar

Aile Hayatı

Vivian Maier


"En önemlisi Tanrı'ya yakarmaktı. Annem ve ben her sabah sunağın dibinde dua ediyorduk. Sunak artık benim için bir nevi mikrofon olmuştu; onun önünde söylediklerimiz doğrudan Tanrıya ulaşıyordu. Dualarım bitince halının üzerine parmağımla bir om, bir Haç, bir de Davut yıldızı çiziyordum. Bunların en altına da ters üçgen içersinde bir S yapıyordum. Bu, süpermenin işaretiydi. Faydası dokunabilecek herkese ve her şeye övgü sunmak işe yarayabilir diye düşünüyordum. " 

                                                                 ------

Sabahları dua ediyor, geceleri uyumam gerekirken uyuyamadığım saatlerde ise Tanrı ile konuşuyordum. Yağmurlu bir akşamdı; oda sokaktan gelen ışıkla beyaza bürünmüştü. Annem yakınımda bir yerde uzanıyordu, nefesinin ıslık çaldığını duyabiliyordum. Ben köpük şiltemin üzerindeydim. Tanrı'ya sodum; acaba insanların yalnızca bir şeye ihtiyaçları olduğunda ona  dua etmesi canını sıkıyor muydu? "Ayak parmağını sadece incittiğin zaman hatırlarsın," dedi
"Yine de gerçekten ibadet etmek için ibadet etmek daha iyidir."
"İnsanın doğası böyle dert etmiyorum." Tanrı, Clark Kent'e benziyordu...
...
"Ağaca dokunduğum için kızgın değilsin değil mi?"
"Hayır, esnek biriyimdir."..
...
"Sana saygı duyuyorum. Ağaca dokunmam, büyüklerime saygı sunmamın bir yolu sadece."
Tanrı güldü : "Formalitelere pek takılmam."
...
"Önce parmağı  tut, sonra bileği kavrarsın."...
"Endişe etme. Önündeki hayatı hayal etmek pek mümkün değildir."
Tanrının bu son sözleri beni mutlu etti.  

                                                       ------

Aile Hayatı otobiyografik bir roman, ben severim otobiyografi ya da biyografi ayırt etmeden bağrıma basarım, otobiyografilerden daha bir hoşlanırım. Hindistan'dan Amerika'ya büyük umutlarla gelen fakir bir ailenin yeni hayatlarında yaşadıklarını anlatıyor. Aynı zamanda bir yazarın doğuş hikayesini de aynı görüyoruz. Akhil Sharma'nın eşsiz alıntılarını şuraya not edip kaçıyorum.




6 Eylül 2015 Pazar

Dinle Küçük Adam

Küçük Adam, sen bu dibi görünmeyen yozlaşmışlığınla, bu sade ve dümdüz adama, normalliğin prototipi (homo normalis) olan kendinle kıyas ederek "anormal" dersin. Elindeki derme çatma cetvellerle onu ölçmeye kalkarsın ve senin normallik kıstaslarını karşılamadığı sonucuna varırsın. Göremiyorsun Küçük Adam, sana karşı sevgi dolu ve yardımına koşmaya her an hazır bu adamı toplumun dışına iten sensin. İster handa, ister sarayda olsun, yaşadığı hayatı çekilmez kılan sensin. Onlarca yıllık dayanılmaz acılardan sonra onu şu haline getiren kim? 

1 Ağustos 2015 Cumartesi

Genç Werther'in Acıları

Bazı kimseler, hayatın bir rüyadan başka bir şey olmadığını sanmışlar.
Bu duygu benim de peşimi bırakmıyor. İnsanın yaratıcı ve araştırıcı kudretinin dar bir çerçeve içine sıkıştırıldığını anlıyorum. Şu zavallı varlığımızı devam ettirmekten başka hedefi olmayan ihtiyaçlarımızı gidermekle uğraşıyoruz, başka şey yaptığımız yok. İçimizin rahat ettiği zamanlardaki sukunet, tevekküle sığınmaktan ileri geliyor. Böylelikle zindanlarının duvarlarına güzel resimler, iç açıcı manzarakar çizen hapislere benziyoruz. Bunları düşündükçe aklım duruyor Wilhelm. Kendi içime dönüyorum ve orada bir alem buluyorum. 




Ben bir deli olmasaydım, dünyanın en rahat, en mesut adamı olurdum.

19 Nisan 2015 Pazar

Baba Evi


On yedi yaşındaydım ve hayatımın bu tarzından çok memnundum.  Memleket, futbol, Cin Memet ve ötekiler silinmişti. Ortalık yeni yeni ağarmaya başlarken Niyazi'yle birlikte evden çıkardık. O saatte Beyrut'un yeşil tramvayları bile seyrek işlerdi. Yalnız, işçiler, o, dünyanın her tarafında, herkesten az uyuyan, kadınlı erkekli, çocuklu kalabalık, onlar kümeler halinde ve yollarda olurlardı. Aralarına katılırdık... Tıpkı onlar gibi ceketlerimiz omuzlarımızda, onların bastıkları parkelere basmak gururu içinde, iş güç sahibi insanlardık. 

Orhan Kemal 
Baba Evi 

11 Ocak 2015 Pazar

Meet Francie

Then she said: There's no denying it Francie, you're a rare character!

 Patrick McCabe - Butcher Boy


Zamanın efendisi Francie'nin dokunaklı öyküsü. Francieyle tanışın..



Başka okurlardan Francie: Kitapça Yaşamak, Votka Limon, Adadeniz 

10 Aralık 2014 Çarşamba

Make Your Soul Grow


Kurt Vonnegut
Practice any art, music, singing, dancing, acting, drawing, painting, sculpting, poetry, fiction, essays, reportage, no matter how well or badly, not to get money and fame, but to experience becoming, to find out what's inside you, to make your soul grow.

Kurt Vonnegut'un bu tavsiyede bulunduğu mektubu incelemek ve Vonnegut hakkında daha fazlası okumak için iki adres: Huff Post & Brain Pickings

20 Kasım 2014 Perşembe

İncir Ağacı - Sırça Fanus

"Yaşamımın, öyküdeki yeşil incir ağacı gibi önümde dallanıp budaklandığını görüyordum.
Her dalın ucunda tombul, mor bir incir gibi eşsiz bir gelecek beni çağırıyor, göz kırpıyordu. İncirlerden biri, bir eş, mutlu bir yuva ve çocuklardı. Bir başkası, ünlü bir ozan, öteki parlak bir profesör, biri şaşırtıcı editör Ee Gee, öbürü Avrupa, Afrika ve Güney Amerika, biri Constantin, Socrates, Attila ve garip adları değişik meslekleri olan daha bir yığın aşık, bir başkasıysa Olimpiyat takım şampiyonu bir kadındı. Bu incirlerin üzerinde ve ötesinde, ne olduklarını pek çıkaramadığım bir sürü incir daha vardı.
Kendimi dalların çatallandığı noktada otururken görüyordum. Ve incirlerden hangisini seçeceğime bir türlü karar veremediğim için açlıktan ölüyordum. Hepsini ayrı ayrı isityordum incirlerin ama birirni seçmek ötekilerin hepsini kaybetmek demekti. Ve ben orada karar veremeden otururken incirler buruşup kararmaya başlıyor ve birer birer toprağa, ayaklarımın dibine düşüyorlardı.”
-Sylvia Plath






7 Kasım 2014 Cuma

Harper Lee / Infamous'tan..


Harper Lee 88 yaşındayken ikinci kitabını yayınlayacağını duyurdu. Bülbülü Öldürmek hayranları olarak deliye döndük haliyle.

Infamous'ta  Harper Lee'nin şöyle bir repliği var.

Frank Sinatra'nın röportajını okudum. Orda Judy Garland hakkında şöyle diyordu: 'Her şarkı söylediğinde biraz daha ölür. İşte kendinden o kadar verirdi.'
Bu kalıcı birşeyler yaratmak isteyen yazarlar için de geçerli. Doğru yapmaya çalışırken biraz ölürler. Sonunda kitap basılır. Bir yemek verilir. Belki bir de ödül verirler. Ve sonra kaçınılmaz ve çok Amerikalı bir soru gelir: 'Sırada ne var?' Ama sonraki şey çok zor olabilir. Çünkü artık ne gerektiğini bilirsiniz.
---------------------------------------------------------------------------------------
I read an interview with Frank Sinatra in which he said about Judy Garland: 'Every time she sings, she dies a little.That's how much she gave.'
It's true for writers too.. We hope to create something lasting. They die a little getting it right.
And than the book comes out and theres dinner. Maybe they give you  a prize. And then comes the inevitable and very American question: 'What is next?' But the next can be so hard, because know you know what it demands.

Nelle Harper Lee [Writer of To Kill a Mockingbird]

30 Eylül 2014 Salı

Ünlüler Kampanyası - Helen Fielding

Tanıdık, çılgınca bir danstı bu. Oliver dönüp duruyor,  eğiliyor, yana kaçıyor, değişen duygularını kafamın üstünde tutuyor, elime doğru indirirken birden geri çekiyordu. Ya ben ne yapıyordum? Sınavı geçmeye mi, kalmaya mı çalışıyordum? Onun duygularının benimle ilgisi olduğunu sanıyordum. Aşkı kazanılan bir madalya sanıyordum. Sanki o ayın bütün dergilerindeki talimatları harfiyen uygularsam, yalnızca çiğ sebzeler yiyip bol bol buhar banyosu yaparsam, tüm selülitlerimden kurtulursam, Nicole Farhi'den giyinirsem, pasta yaparsam, cinsel akrobasi egzersizleri yaparsam, onu asla sıkıştırmazsam, hep destek olur ve kendi başımın çaresine bakmayı bilirsem, kariyerimde ilerler ama bununla övünüp onu rahatsız etmezsem, kirpiklermi boyarsam, Kübist ressamlar üzerine tüm kitapları okursam ve seksi ama soğuk kıyafetler giyersem; Oliver beni yalnızca sevmekle kamayıp bana aşık da olduğuna karar verebilecekti, aslında beni şimdilik pek sevmiyor olsa da. Ama aşk böyle kazanılan bir şey değildir tabi, yoksa yalnızca küçük ve üstü açık araba reklamlarındaki kızların erkek arkadaşları olurdu.

27 Eylül 2014 Cumartesi

Yükseklik Korkusu

İşte yoksunluk böyledir. Bir şeyin eksikliğini çekerken durup dinlenmeden onu arzularsınız. Ah bir sahip olsaydım ona, bütün sorunlarım çözülürdü diye düşünürsünüz. Ama bir de ona sahip olunca, arzuladığınız şey elinize verilince, bütün çekiciliğini yitirmeye başlar. Başka gereksimler öne çıkar, başka istekler kendini hissettirir, sonunda başladığınız yere dönmüş olduğunu yavaş yavaş anlarsınız.


Paul Auster

Mutfak Tanrısı

Helen, Edna'nı çocuklarındam birinin zihinsel bir sorunu olduğunu keşfettiğini söyledi. Edna'nın oğlu hasta, Helen'inki değil. Helen hep Frank için endişelendiğini, güvenli bir geleceği olmadığını söylerdi. Ama Edna'nın oğlunun durumunu öğrenince şükretti. Frank için yani, Edna'nın oğlu için değil. 'Sonunda şükretmeliyim, ailemde böyle bir sorun yok' dedi.
Ben de 'bu şükran değil, mazeret' diye düşündüm. Çin'de insanlar böyle düşünür. Başkasının felaketine bakıp kendi sorunlarını unutursun.
Neden yaşamını başkalarınınkiyle karşılaştırasın ki? Böyle düşünürsen ancak korkarsın. Yalnızca daha neler yitirebileceğini düşünürsün. Daha iyi şeyler ummazsın.
Eğer Çindeyken böyle düşünseydim hala oralarda olurdum. Çünkü yaşamı benimkinden beter pek çok insan gördüm.

[Mutfak Tanrısı - Amy Tan]

Toza Sor

Kalmaya karar verdim. Bir aylık kirayı peşin ödemiştim ve üst kattaki odayı denemek istiyordum. O gece orada uyudum ama ertesi sabah evden nefret ettim. Camilla ile ev düşün bir parçaşıydı, oysa onsuz sadece bir ev. 

[Toza Sor - John Fante]

Goldfinch

Why do you think you always knew better? What is the problem with this country?
 How did so stupid nation get to be so arrogant and rich? Americans..movie stars..tv people..they name their kids Apple and Blanket and Blue and Bastard and all kind of crazy things. 
[Goldfinch by Donna Tartt]


22 Eylül 2013 Pazar

Büyük Yazarların Gizli Hayatları'ndan:Agatha Christie

Agatha Christie'nin Poirot'dan nefret ettiğini biliyor muydunuz?
Ya da Poirot'nun soyadının anlamını? 

Büyük Yazarların Gizli Hayatlarında birçok yazar hakkında ilginç bilgiler var. 
Biyografi severlere önerilir. 

...Savaş dönüşü Christie, hemen hemen bir buçuk yılını ilk romanını Styles'daki Esrarengiz Olay üstünde çalışarak geçirdi. Kitap tombul Belçikalı dedektif Hercule Poirot'yu okuyucuyla tanıştırdıysa da öyle az sattı ki, yazarı teliften tek kuruş kazanamadı. Ancak bu durum altı yıl sonra Roger Ackroyd Cinayeti'nin basılmasıyla tamamen değişti. Kitabın dahiyane sürprizlerle dolu konusu ve şaşırtıcı sonu ağırbaşlı polisiye janrında devrim yarattı. Ok yaydan fırlamıştı. Christie'nin 93 kitabı, 17 oyunu ve Mary Westmacott takma adıyla yazılmış 6 aşk romanı yayımlandı. Kitapları 103 dile çevrildi. Poirot'nun yanında yarattığı en ünlü karakterler, boyun eğmez kız kurusu İngiliz Bayan Jane Marple, gizemli Albay Race ve önüne geçilmez karı - koca dedektifler Tuppence Beresford'du.  

Hercule Poirot 
Soyadı Fransızcadaki "pırasa" sözcüğünden gelen şaşmaz dedektif Hercule Poirot, Christie'nin en sevilen karakterlerden biriydi. Ancak yaratıcısı karakterin hayranlarından değildi. Kendini beğenmiş Belçikalı dedektif 1926'da Roger Ackyord Cinayeti romanıyla birlikte yaratan yazari çok geçmeden karakterden sıkıldı. Henüz 1930'larda "katlanılmaz" bulduğunu söyledi. 1960'larda onu "bencil tuhaf tip" diye niteledi. Ancak yine de bu karakter kirayı ödüyordu. 

13 Haziran 2013 Perşembe

Engereğin Gözündeki Kamaşma


Melek bilgisiyle, hayvan bilgisizliğiyle kurtuldu. İnsanoğlu bu ikisi arasında keşmekeşte kaldı.
Yaratıkla üç kısıma ayrılır:
Sırf akıl olan melekler, sade şehvet olan hayvanlar ve hem akıl hem şehvetten oluşmuş insanoğlu...
İnsanın yarısı akıl yarısı şehvet, yarısı melek yarısı da hayvandır.
[Engereğin Gözündeki Kamaşma - Zülfi Livaneli]

26 Mayıs 2013 Pazar

Marilyn

Marilyn: Anımsadın mı, birisi Marilyn nasıldı, gerçekte nasıl biriydi diye sorsa, nasıl yanıtlayacağını sormuştum sana: Evet, ne derdin onlara? Eminim onlara aptalın biriydi dersin. Kafasız bir sarışın..
Truman Capote: Elbette. Ama ayrıca derdim ki...
...
Truman Capote: Derdim ki...
Marilyn: Seni duyamıyorum.
Truman Capote: Çok güzel bir çocuk olduğunu söylerdim.
[Bukalemunlar İçin Müzik'ten]

11 Ocak 2013 Cuma

Engereğin Gözündeki Kamaşma


Gün kavuşurken köye bir adam geldi ve peygamber olduğunu söyledi. Köylüler adama inanmadılar ve "İspat et!" dediler.
Adam karşısındaki eski suru gösterdi ve "Eğer bu duvar konuşur ve benim peygamber olduğumu söylerse inanır mısınız?"
Köylüler, "Elhak, inanırız!" dediler.
Adam duvara döndü ve elini uzatarak, "Konuş ya duvar!" buyurdu.
Bunun üzerin duvar dile geldi ve şöyle dedi:
"Bu adam peygamber değildir. Sizi kandırıyor. Peygamber değildir." 



Melek bilgisiyle, hayvan da bilgisizliğiyle kurtuldu. İnsanoğlu bu ikisi arasında keşmekeşte kaldı.
Yaratıklar üç kısma ayrılır: Sırf akıl olan ve şehvetten arınmış melekler, sade şehvet olan hayvanlar ve hem akıl hem şehvetten oluşmuş insanoğlu…
İnsanın yarısı akıl yarısı şehvet, yarısı melek yarısı hayvandır. Yarısı yılan yarısı da balıktır. Balık olan kısmı onu suya doğru çeker, yılan olan yanı ise toprağa doğru sürükler. 

13 Ekim 2012 Cumartesi

İlk Cümleler

Sabit Fikir: Edebiyat Tarihinin en iyi 100 giriş cümlesi

Çavdar Tarlasında Çoçuklar
Anlatacaklarımı gerçekten dinleyecekseniz, herhalde önce nerede doğduğumu, rezil çocukluğumun nasıl geçtiğini, ben doğmadan önce annemle babamın nasıl tanıştıklarını, tüm o David Copperfield zırvalıklarını filan da bilmek istersiniz, ama ben pek anlatmak istemiyorum. Her şeyden önce, ben bu zımbırtılardan sıkılıyorum.

Muhteşem Gatsby 
Toy çağımda bir öğüt vermişti babam, hala küpedir kulağıma: "Ne zaman," demişti, "birini tenkide davranacak olsan, hatırdan çıkarma, herkes senin imkanlarında gelmemiştir dünyaya!
Anna Karenina


Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir.
Peter Pan 
 Bütün çocuklar büyürler, biri hariç.